Prof. Dr. Salih ŞİMŞEK
ÇALIŞANIN İNTİKAMI: SİSTEMİ ÇÖKERTMEK Prof. Dr. Salih Şimşek
ÇALIŞANIN İNTİKAMI: SİSTEMİ ÇÖKERTMEK
Bilindiği gibi günümüz insanı bilgisayar sistemlerinin esiri olmuş durumdadır. Onsuz hiçbir iş veya eylem yapılamıyor. Ancak her sistemin muhakkak bir ‘zaafı’ da bulunabilir. Basit bir zaaf da olsa, o zaaf tüm sistemi çökertebilir. Bir gün bu sistem çökerse acaba insanoğlu nasıl bir yol takip edecek ve nasıl bir çözüm bulacak? Bu konuda aşağıda sanal bir vaka anlatılmaktadır.
Büyük bir şehirde marketler zincirine dahil bir Mega Market bulunmaktadır. Burada yüzlerce kişi çalışmakta, bir eleman da Bilgisayar Mühendisi olarak marketin ‘Stok takip programını’ yönetmektedir.
Bir gün üst yönetim, ülkedeki ekonomik krizi bahane ederek çalışanların bir kısmını işten çıkarmaya karar vermişti. İşten çıkarılanlardan biri de sözü edilen mühendisti. İşine son verilen mühendis, başından dönmüşe döndü. Günlerce kendine gelemedi. Maddi problemi gittikçe ağırlaştı. İşverene karşı kini gittikçe artar ve kafasında bir marazi intikam alma düşüncesi oluştu. Ne yapması gerektiği konusunda günlerce uzun uzun düşündü… Her hafta çalıştığı markete müşteri gibi gider, hiçbir şey almaz ama kinini büyütürdü.
Market yönetimi öyle disiplinli idi ki ‘raflardan bir adet sakız satılsa, onu görmekle’ övünüyorlardı. Sistem o kadar güzel çalışıyordu. Övünmelerinde haklılardı, çünkü kasadan bir adet sakızın satıldığı anda tüm sakızların kayıtlı olduğu veri tabanına bu durum anında aksediyordu. Böylece her an herhangi bir malın raflarda kaç tane bulunduğunu anında görüyorlardı. Yani sistem mükemmel işleyen bir yapıdaydı. Aslında yabancılarla birlikte bu sistemi kuran kişi de işine son verilen mühendisti. Sistem öyle kurulmuştu ki, stok sayımı, kasa takibi, ürün girişi ve benzer işlemlerin hepsi mükemmel bir bütün oluşturuyordu. Böylece marketteki tüm ürünler, markete girişinden çıkışına kadar sıkı bir şekilde takip ediliyor ve en ufak bir küçük bile olmuyordu.
Mühendis, uzun süre düşündükten sonra ‘intikam aracını’ buldu. Gidip bir başka marketten birkaç parça farklı ürün satın aldı ve pardösünün iç cebine koyarak atıldığı markete girdi. Raflara bakarken, kameraların görmediği noktalarda getirdiği ürünleri raflara koydu. Bir süre dolaştıktan sonra, raflara koyduğu ürünleri geri alarak kasaya yanaştı ve ürünlerin barkodunu okuttu. Aynı barkotlu ürün, kasadan iki kere geçince, sistem aptallaştı. Bu oyunu birkaç hafta oynadı. Her seferinde başka yerlerden aldığı ürünleri, çıkarıldığı markete getiriyor, raflara koyuyor ve sonra da onları tekrar kasaya götürüp ödemesini yapıyordu. Böylece kurulu sistem problemi çözememiş ve allak bullak olmuştu.
Sonraki günlerde, orada halen çalışan, bazı arkadaşlarını arayarak ‘ne var ne yok?’ diye soruyordu. Bir ara ‘markette işler nasıl’ diye sordu. Arkadaşı işlerin ‘kötü’ olduğunu, bazı ürünlerin fazla çıkmasının sebebinin halen bunamadığı söyledi. Her gün gece geç saatlere kadar sorunu çözmeye çalıştıklarını ancak henüz başaramadıklarını söyledi. ‘Sanırım bilgisayar sisteminde bir hata var. Patronlar kabul etmiyorlar ama durum onu gösteriyor. Bilirsin yabancılar hatalarını kabul etmezler ama durum fiilen onu gösteriyor’ dedi.
Mühendis birkaç ay böyle devam eden problemi bıyık altından gülerek, ‘oh olsun’ diyerek takip etti. Tüm araştırmalar rağmen açığın kaynağını tespit edememişlerdi. 4 ay geçtikten sonra problemin ‘sistemden kaynaklandığını’ kabul etmek zorunda kaldılar. Sonuçta Market, bu programı kullanmaktan vazgeçti. Yeni bir program satın aldılar. Yeni alınan programda böyle bir problem olmayacaktı. Çünkü, ‘problemi çıkaran kişi’ işe geri alınmıştı.