Günümüzde "dava" kelimesini telaffuz ettiğinizde, muhatabınızın yüzünde müstehzi bir gülümseme ya da "Hangi çağda yaşıyorsun?" der gibi bakan gözlerle karşılaşmanız işten bile değil. İnsanlığın önceliklerinin değiştiği, bireysel konforun kutsandığı ve menfaatin pusula haline geldiği bir dönemde; hakka kul olmayı, adaleti hâkim kılmayı ve iyiliği yaymayı dert edinmek, çoğu kişi için "fuzuli bir uğraş" hatta bir nevi "delilik" olarak görülüyor.
Ancak mesele sanıldığından çok daha derin. Yaşanan kötü örneklere bakıp davasına küsenleri, inancını kaybedenleri görüyoruz. Fakat unutulmamalıdır ki; bu dava şahısların varlığıyla kaim değildir. Yüzyılları aşan bu nebevi miras, dün olduğu gibi bugün de biz çekilsek bile yoluna devam edecektir. Sahadan çekilenler davaya değil, ancak kendi ruh dünyalarına zarar verirler.
Dava: Parası Olanın Değil, Yarası Olanın İşidir
Dava dediğimiz mefhum, sadece entelektüel bir tartışma zemini değil; bir arayış, bir sızı ve bir adanmışlıktır. Gerektiğinde konforundan, düzeninden ve sevdiklerinden vazgeçebilmeyi gerektiren nebevi bir mirastır.
Şu hakikati iyi kavramak gerekir:
-
İmkân değil, iman meselesidir.
-
Para değil, yürek sızısıdır.
-
Bencillik değil, haddini bilme ve hakka teslim olma duruşudur.
Tüm kainatın hizmetkârı olduğu bu kutlu yol, peygamberlerin bencilce yaşanan devirlerde omuzladığı en ağır ama en şerefli yüktür. Onlar; rahatlarını ve geleceklerini feda ederek insanlığın hak yolunu bulması için çabaladılar.
Konfor ile Hakikat Arasındaki Keskin Tercih
Bir dava insanı, yaşadığı toplumun ortalama beklentilerinden sıyrılmak zorundadır. Birileri lüks araçların, mülklerin ve bitmek bilmeyen dünya heveslerinin peşinde koşarken; dava adamı, dünya sefasını ahirete erteleyebilen kişidir.
"İyi bilinmelidir ki; bir tarafa verilen ağırlık, diğerinden mutlaka eksiltecektir."
Çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras, banka hesapları veya gayrimenkuller değil; onurlu bir duruş ve kimliktir. İslam davasına, tevhid sancağına adanmış her yürek bugün şu kritik soruyla karşı karşıyadır: Dünyalık isteklerin gölgesinde sıradanlaşmak mı, yoksa zorlu koşullara rağmen "öncülerden" (Sabikun) olmak mı?
Hayatımızı ya sıradan birer fani gibi tüketeceğiz ya da hakikat defterine adımızı "dava adamı" olarak yazdıracağız. Tercih bizim, vebal hepimizindir.