Cem MURAT
Küresel Ekonomide "Dolar Tuzağı" ve Yeni Bir Plaza Senaryosu: Borç Sarmalında Hegemonya Savaşı
ABD’nin toplam dış borcunun 39 trilyon dolar eşiğine dayanması, artık yalnızca Washington’ın bir mali disiplin sorunu değil, küresel finansal sistemin en büyük sistemik riski haline gelmiştir. "Dünyanın borcu" olma yolunda ilerleyen bu devasa yük, önümüzdeki günlerde açıklanacak olan Federal Rezerv (FED) faiz kararıyla yeni bir kırılma noktasına hazırlanıyor.
Faiz Kıskacında Piyasalar: Likidite mi, Resesyon mu?
FED’in çarşamba günü vereceği karar, piyasalarda çift taraflı bir keskinliği temsil ediyor. Olası bir faiz indirimi, doların küresel gücünde bir miktar gevşemeye yol açarken; altın, gümüş ve Bitcoin gibi "güvenli liman" veya "risk varlığı" statüsündeki enstrümanlarda yukarı yönlü bir ralliyi tetikleyebilir. Ancak madalyonun diğer yüzünde, faizlerin sabit tutulması senaryosu yatmaktadır. Bu durum, özellikle mortgage tabanlı konut sektörü ve genel kredi piyasalarında ciddi bir likidite daralmasına, dolayısıyla ABD ekonomisinde krizin "2x" hızıyla derinleşmesine zemin hazırlayabilir.
Trump Doktrini ve Kontrollü Kaosun Anatomisi
Geçtiğimiz dönemden bu yana izlenen politikalara bakıldığında, ABD’nin "değerli dolar" şikâyetini aşmak için geleneksel olmayan yöntemlere başvurduğu görülmektedir. Gümrük vergileriyle girilen ticaret savaşları, müttefiklere yönelik jeopolitik restler ve gümrük duvarları üzerinden yaratılan güvensizlik ortamı, paradoksal bir şekilde ABD tahvillerini zıplatırken doları stratejik olarak değersizleştirme amacı gütmektedir.
Bu süreçte doların aşırı değer kaybı, dünyadaki altın ve kripto varlık stokunun büyük bölümünü elinde bulunduran ABD için varlık değerlemesi açısından devasa bir kazanç kapısı aralamıştır. Burada kurulan "Dolar Tuzağı", bir yandan güven tazelemek için yüksek faizle tahvil satıp doları içeri çağırırken, diğer yandan suni kriz ihraç ederek küresel fırsatları toplama stratejisine dönüşmüştür.
Plaza Anlaşması’ndan Günümüze: Tarih Tekerrür mü Ediyor?
Bugün finans kulislerinde fısıldanan "FED’in Japon Yeni (JPY) alıp dolar satma" iştahı, akıllara 1985 yılındaki Plaza Anlaşması’nı getirmektedir. Tam 40 yıl önce, Paul Volcker dönemindeki yüksek faiz artışlarının sanayi üretimini boğması ve ABD ihracatını rekabet dışı bırakması neticesinde, G5 ülkeleri doları kontrollü bir şekilde değersizleştirme kararı almıştı.
Tarihsel Not: Plaza Anlaşması, ABD’yi finansın merkezinde tutarken uyum maliyetini diğer ülkelere yıkan bir "kriz ihracı" operasyonuydu. Bugün de benzer bir tabloyla karşı karşıyayız: Japon Yeni müthiş bir değer kaybı yaşamış, tahvil faizleri alıcı bulamayan bir noktaya gelmiştir.
Yeni Takas (Swap) Dengesi ve Gelecek Öngörüsü
Güncel tabloda, "güçlü doların" gücünü zayıf Japon Yeni’ne devretmesi, ABD’nin sanayi ve ihracat rekabetini yeniden kazanması için bir can simidi olarak görülmektedir. Bu hamle, doların üzerindeki baskıyı hafifletirken, Japonya’yı da tahvil piyasasındaki tıkanıklıktan kurtarabilir.
Ancak unutulmamalıdır ki; Plaza Anlaşması’nın ardından Çin gibi bir devin doğuşu yaşanmıştı. Bugün ise altın, gümüş ve kripto paralarla yapılan bu "yama" operasyonu, küresel borç krizini çözmekten ziyade sadece zaman kazanma amacı taşımaktadır. 39 trilyon dolarlık borç yükü altındaki bir sistemde, enstrümanlar değişse de "kriz ihraç etme" geleneği, küresel ekonominin temel dinamiklerinden biri olmaya devam edecektir.
Not: Bu makaledeki analizler veri ve gözlemlere dayalı çıkarımlar olup, yatırım tavsiyesi kapsamında değerlendirilmemelidir.